| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Bir Aşk Fenomeni

AŞKA DAİR HERŞEY, HEPSİ BURADA... "SENİ SEVİYORUM" DEMEYE DOYAMAYANLARA... YADA ÖZLEYENLERE, ÖZLENENLERE...

13 "denemeler" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"denemeler" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Aşk Yara Almış Bir Ömür Üzerine

Yalniz-Kadin
 

Bir rüyayı açtım ilk önce.
Fakat daha hazır değildi hayaller İstanbul gecesinde..
Zaten dün gece hala yankılanıyordu yarınlarda..
Konuşulacak o kadar fazla kelimenin içinde en olmayacak sırada seçim sessizlikti, olmasa da olur havasında..
Yalnız bir eve dönüş var yürekte ve ölümü çağrıştırıyor..
Sanki çürüyecek olan bir beden değil, aşkla yaşayan ruh..
Beden dik, ruh can çekişiyor..
Şu an aşkın rengi ne acaba?

Siyah mı?
Yoksa hala umut var mı?
Telaşa içinde bir boşluğa doğru çekiliyor bütün aynalar, aynı suretlerde lekeli..
Bu yüzden mi beyazın masumluğu anlamsız?
Aşk yara almış bir ömür üzerine.
Ölmek kolay!
Yaralı olmak zor..
Hüzünlü bir bakışın tüm acısı bir ayaklanmaya dönüşüyor gururla birleşip..
Yeri önemli değil nerde söylenirse söylensin, çırpındıkça batıyor yükleminin ağırlığını kaldıramayan soru cümleleri
Zarif hayat kurallarının uygulandığı dolambaçlı sokaklarda ayrılık elveda gerektiriyor o kadar can acısı yokmuş gibi
Fakat tek bir söz yankılanıyor gün yüzünde,

Sonsuzluk son bulur elbet ama ihanetin sonu gelmez..

Ş.Buse OLGUNÇELİK

BİR AŞK HİKAYESİ

Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini…
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… ''Aşk oydu önce maşuka, andan âşıka düşer.'' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azap lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane ''hakkal yakin'' biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek…

Aşkı Tanımlayana Aşk Olsun!

aşk 

Anlatımlar de değişmedi

“Aşk kaydında olan kişi
ğişse de duygu hiç
Baş kaydında değildir”
(Mevlana)

Yani aşk; bir kapı, bir koridor, bir yastık kadar basit bir şey değildir. Sadece bir “şey” değildir. Yanmayan kalorifere kızan, radyo kanalı ararken bile sabırlı olamayan, bir market kuyruğunda öne geçme planları yapan kişi, beşinci viteste iki yüz yapıp uzaklaşıyor demektir aşktan.

“Aşk mıdır can u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sinem içre gelip ca eyleyen
Aşk mıdır boynuma takıp bela zincirini
Gezdirip mecnunleyin âlemde rüsva eyleyen”
(Muhubbi)

Yani aşk sabah evden çıkarken sırtınıza geçirdiğiniz gri bir ceket gibi kolayca çıkarılıp fırlatılmaz. Anneniz gibi siz nazlanınca müsamaha gösterip nazınızı çekmez. Bir kasetin A–1 şarkısı gibi dinleyip ağladıktan sonra “stop” düğmesine basılıp durdurulmaz aşk. Aşk hep başa sarar kendini. Saçları iki belik değildir aşkın; alabildiğine uzun ve dağınıktır ve tarak geçmeyecek kadar da gürdür. Okşamaya gelmez, dolaşıklığı açılsın istemez, pasaklı bir kız çocuğu gibi ayaklarınızın altında gezinir durur. Bir çubuk makarnayı bile çatalına dolayamayan biri onun saçlarını taramaya nasıl talip olabilir?

“Bir katreyim ama yine Ummanlara doymam
Topraklara, yapraklara, insanlara doymam
Hem ateşlere, hem nura hem zindanlara doymam
Ağlat beni inlet beni ta haşre kadar yak”
(Yaman Dede)

Yani sabah kalkınca dudağınızdan dökülen bir mırıldanmayı istemez o, senfoniler ister, ağıtlara karışıp tellere dolanmak ve her ağızdan duyulmak ister. Mp3 ler gibi tek dokunuşla içini dökmez o.

Kendini bir yüzle gizler. Duraktaki, pazardaki, okuldaki çoğu yüz aşkı maskeler. O maskeler ki; ya bir otobüsün en arka koltuğunda yahut bir yağmurun ıslattığı kaldırımda, bir çiçek tomurcuğunda, bir şiirin en içli mısrasında düşüverir. Ama bir okulun kapısında peruklar düşerken, ağzı salyalı bir öğretim görevlisinin yüzü asla ona perde değildir.

“Aşk bir şuledir ki, parlayınca maşuktan başkasını yakar mahveder” (M.İkbal)

Yani bir elektrik düğmesine dokunmak kadar basitçe yanmaz aşkın ışığı. Aşk elindeki ampule senin duy olmanı bekler. Elektriğe sen çarpılacaksın ki o ışıldayacak. Jelâtin parlaklığı ile kandıramazsın onu, aşk yansımayı sevmez.

“Ateşi hicrinle can durmaz figana başlar
Kaynayıp akar ol ateşle gözümden yaşlar
Ateşim yaşım iniltim can içinde gizlidir
Zahirimde yok içimde hasıl oldu yaşlar”

Pimi çekilmiş, ya da patlaması “an”a kurulmuş bir bomba taşır kalbinin üstünde her aşık. Kirk-box ringine çıkmış bir cin ali cesaretine bürünmüştür ve yenileceğini bile bile hüzün ve eleme karşı tekmeler savurur. Her gece ayrılık acısı ile solup buruşmuş yüz, her yeni güne çikolata yiyip mutluluk hormonu salgılayan bir obez gibi sırıtarak başlar.

“Cihanı hiçe satmaktır adı aşk
Dökülüp varlığa gitmektir adı aşk
Bela yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ana tutmaktır adı aşk”
(Eşrefoğlu Rumi)

Yani aşk; sabaha kadar testere ile ikiye bölünür, akşama kadar sabır dikişleri ile yeniler kendini. Düz yolları, düz çizgileri sakin nehirleri sevmez hep türbülanslı uçuşlar ister. Boşluğa düşer, kâh boşluk ona düşer.

Siyah giymeye, intihar etmeye meyilli gibi durur aşk. Onu bu eğilimden kurtarıp beyaza boyamak ve ebedi bir hayatı muştulamak senin aşkı layık olan yere kaldırmanla mümkündür. En son ne zaman baktın gökyüzüne? Hatırlamıyorsan senin kalbin aşkın çekiminden sıyrılıp bu dünyanın çekimine yenilmiş demektir.

“Aşk imiş ışık veren âşıklara
Aşk imiş ateş veren yanıklara
Aşk imiş derde bırakan âdemi
Aşk imiş deva veren âşıklara”

Yani aşk ten kafesini mesken edinen iyi huylu bir misafirken ve soylu bir efendi ona hükmederken, ifşa edilip dökülünce dudaktan, aşkın şaklabanı olur aşık ve efendilikten soyunur, kırılıp dökülür cennetteki yerinden. Bir “dalga geçme aparatı” haline gelir ve günaha yürüyen dalları budanmazsa, bir gözaltı torbası, bir kutu antideprasan ilacı olarak sana geri döner.

“Aşk ki kalbe gıdadır. Ne yenir ne yutulur. Bir demir leblebidir çiğneyebilene aşk olsun” (Şinasi)

Yani efendim aşk kemirir durur insanın içini. İki lokma ekmek yenince bastırılmaz, bir bardak su içince söndürülmez. Üç dört eki olan bir gazete gibi her sabah eşiğinizde beliriverir.

Ayşegül Genç

NE OLACAKSA OLSUN

Bütün mesele hazır olmakta…
Serçenin ölmesinde bile bir bildiği vardır kaderin!..
Şimdi olacaksa bir şey yarına kalmaz, yarına kalacaksa bugün olmaz…
Bütün mesele hazır olmakta…

Madem hiçbir insan bırakıp gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış,
Erken bırakmış ne çıkar, ne olacaksa olsun…

Shakespeare

KEDİNİN KUYRUĞUNU YAKALAMA ÇABASIDIR AŞK

Bir kedinin, kuyruğunu yakalama çabasıydı aşk dediğimiz..
Aslında bizim bir parçamız, her an bedenimizde taşıdığımızdı ama nedense oyun oynamak istediğimizde hep kovalayıp yakalayamadığımızdı aşk..
Bir kedinin kuyruğunun peşinden koştuğu gibi kovaladığımızda bizden hep kaçıyor, ne zaman yorulup ardını bıraksak bu kez o hep peşimizden geliyordu..
Gençliği kalabalıklar içinde geçmiş birinin koyu gri perdeler ve tozlu camlar ardındaki tek kişilik ihtiyar yalnızlığıydı aşk..
Bir zamanlar içinde en şehvetli anların yaşandığı pembe boyalı bir odayken, günün birinde gözden çıkartılmış eski eşyaların tozlanmaya terk edildiği bir arka odaydı aşk..
Gençliğinde ayak basmadık yer bırakmayan, ihtiyarlığında ise kimsesizlik koltuğuna gömülüp ayakları üstüne basamayan bir felçli misali yarı ölü insan bedeniydi aşk..
Aşk vardı ve biz varlığını görmediğimiz her şeyi kolayca reddediyor ama hayatın her yerinde sürekli onu aramaya devam ediyorduk..
Hayat olmayanı aramaktı biraz da..
Sırf bu yüzden hep aşkı ve Allah''ı arıyor ve bulamadığımız da uçurumlara düşüyorduk..

Bir kedinin kuyruğunu yakalayamayacağı gibi yakalayamayacağımızın ardında ömrümüzün sonuna kadar koşturmamızın adıydı aşk..

Beni Anla

Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.

Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.

Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.

Sevmek bir olmaktır.

Sevmek yaşamaktır.

Ve sevmek inanmaktır.

Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.

Sevmek sevmesini haketmektir.

Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.

Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktır. S

evmek saz benizli sabahlarda yaşamaktır sevgiliyi.

Sevmek sevmesini bilmektir.

Sevmek ölmesini bilmektir.

Sevmek SEVMEK olmaktır.

AŞK olmaktır.

Aşk bir kere sevmektir.

Sevmek aşkın kendisi olmaktır.

Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz...

beni bende anla,

  • beni bende yaşa ki kendimi sen de bulayım

    yokluğunda ise gece siyaha dönsün,

    yalnızlıklar gömülsün geceye

    ve beni bende yaşamalısın ki

    bu can sensizken sende bensizliği hissetsin....

  • VARMISIN? BİLMİYORUM...

    “Seni düşünüyorum düşünmeden öte bilinçaltımdaki hiç göremediğim bir fotoğrafsın beklide…Gözlerimin önünde hayal gibi duran ama dokunamadığım, bir parçam ama sahip olamadığım…ve sevmekten hiç yorulmadığımsın…

    Sevgine inandıkça daha doluyorsun içime daha çok varoluyorsun bende, ümit ettikçe daha yakın, ve tebessüm ettiğimde daha çok ben oluyorsun…

    İşte bir akşam daha oluyor sensiz, anlamsız, tarifi imkansız acımasız acılar içindeyim…
    Kim bilir neredesin?...
    Sende beni tozlu bir kitabın sayfalarında arıyormusun? Sonra bu kitabı yastığının altına koyup benimle uyuyormusun? Sen benim seni aradığım gibi arıyormusun? Avuçlarını uzatıyormusun tutmak istercesine bana?
    Yüzümde hüzünlü bir tebessüm gibi hayalin…sen öyle bensin öyle benim ve öyle bendensin ki..

    Ve o kadar benim değilsin ki…..

    Gözlerim belki bir hayalin bir rüyanın olmayanının bir imkansızın peşinde sanki… bakarken yoksun ve yokken var gibisin içimde…

    Beklide olmayanımsın.. beklide öbür yarım bilmediğim bensin , beklide yarattığım sen…. Öyle olmasını istediğim ulaşamadığım ulaştıkça kaçtığımsın…

    Yalnızım…sensizim bir fotoğrafın bile yok elimde nesin kimsin kime benziyorsun… varmısın bunu dahi bilemiyorum….

    Gözlerim uzaklara saplandı ve düşüncelerim öyle uzaklara saklandı ki … yalnızlığım kaçıp kurtulunması imkansız güvenli bir sığınak artık bana….

    Bana Göz Yaşı Borcun Var...

    Adam genç kadına seslendi:
    - Bana gözyaşı borcun var!
    Genç kadın sordu:
    - Nasıl öderim?
    Adam gözlerini kırptı;
    - Haydi gülümse!
    Gülümsedi genç kadın. Adam, cebinden mendilini çıkarıp, borcunu sildi. Ve mendilini özenle katlayıp, yine kalbinin üzerindeki iç cebine koydu.
    Bir demet mor sümbül vardı kadının elinde. İkisi de bahar kokuyordu... Biri ilkbahar, diğeri güz.
    Adam, seslendi yine;
    - Bana mutluluk borcun var!
    Genç kadın, biraz mahcup, biraz şaşkın sordu:
    -Nasıl ödeyebilirim?
    Heyecanlandı adam:
    - Haydi yat dizlerime!
    Genç kadın bir kedi uysallığında, yattı dizlerine usulca. Adam, şefkatle saçlarını taramaya başladı kadının. Saçları, güneşe ve yağmurlara hasret hiç yaşanmamış baharlara benziyordu. Çaresizliğini ördü sırasıra. Sonra saçının her teline, mutluluğun çığlıklarını bağladı adam. Yetmedi, gizli düğüm attı... Ağladı.
    Hava kararmak üzereydi. Dışarıda yağmur yağıyordu delice. Adam, sürekli borç defterlerini kurcalıyordu.
    Genç kadının gözlerinin içine baktı;
    - Bana yürek borcun var!
    Borcunun farkındaydı sanki genç kadın, şaşırmadı.
    - Bu borcumu nasıl ödeyebilirim?
    Adam kollarını uzattı:
    - Haydi tut ellerimi!
    Sümbül kokusu sinmiş ellerini uzattı genç kadın. Elleri öyle sıcaktı ki, eriyiverdi bütün borcu avuçlarının içinde.
    Genç kadın gitmek üzereydi.
    Adam son kez seslendi;
    - Bana can borcun var!
    Kadın irkildi;
    - Can mı?
    Sigarasından derin bir nefes çekti adam;
    - Evet... Can borcun var. Sensizlik öldürüyor beni!
    Hoşuna gitti sözler kadının:
    - Peki bu borcumu nasıl tahsil etmeyi düşünüyorsun?
    Adam, biraz daha yaklaştı;
    - Yum gözlerini!
    Hiç tereddüt etmeden yumdu gözlerini.
    Adam da yumdu gözlerini, masumca bir öpücük kondurdu kadının titreyen dudaklarına.
    - Bu ne şimdi yaptığın? diyerek çattı kaslarını kadın...
    Adam, pişmanlıkla, memnunluk arasında gidip geldi. Kekeledi;
    - Hayat öpücüğüydü!
    Kısa bir sessizliğin ardından bu kez kadın öptü adamı şehvetle...
    Adam, şaşırdı;

    - Ya senin bu yaptığın neydi?
    Genç kadın kapıya yöneldi;
    - Veda öpücüğü!
    Kalan borçlarına karşılık, yürek dolusu çaresizlik ve bir de mor sümbüllerini masanın üzerine rehin bırakıp gitti genç kadın.
    Adam koştu peşinden sümbülleri geri verdi kadına.
    - Ne olur iyi bak umut çiçeklerime, solmasınlar...
    Genç kadın sümbülleri aldı:
    - Merak etme, gün aşırı sularım çiçeklerini!
    Adam sevindi:
    - Güneşe, suya gerek yok. Gülümse yeter!
    Kadın gözden kaybolurken haykırdı adam,
    - Umutlarımı kefil yaptım. Unutma, bana aşk borçlusun!
    Haykırışı yağmura karıştı. Kadın, yağmuru hissetmeyen kalabalığa...

    Keşkeler

    "Yolumu gözleyen bir kadını terk ettim karşılaştık bir süre sonra ''Gözlerinin feri sönmüş'' dedi bana: ''Aşkım, ne oldu sana?'' Böyle gerçeği söyleyince ben de doğru söylemeye çalıştım ona ''Senin güzelliğine ne olduysa'' dedim, ''benim gözlerime de o oldu''.
    8-10 dizeye sıkışmış hazin bir aşk hikayesi... Buruk; kırılmış oyuncaklar kadar...Ve yenik; "keşke"li cümleler gibi...

    Bu sözcüğü kaç konuşmanızın basına eklemişseniz onca ıskalamışsınızdır hayatı...Dört mevsimlik bir sene olsa ömür, "keşke", onun güzüne denk gelir. Hepten vazgeçmek için erkendir, telafi etmek için geç...Mağlubiyetin takısıdır "keşke"... Kaçırılmış fırsatların, bastırılmış duyguların, harcanmış hayatların, boşa yaşanmış ya da hakkıyla yaşanamamış
    yılların, gecikmiş itirafların ağıtıdır. Çarpılıp çıkılmış bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektupta, göz yumulmuş bir haksızlıkta, vakit varken öpülmemiş bir elde, dilin ucuna gelip ertelenmiş bir sözdedir. Feri sönmüş bir çift gözde ya da yitip gitmiş bir güzelliğin ardından iç çekişte... "Yolunu gözlemeseydim", "öyle demeseydim", "terk edip gitmeseydim", "en güzel yıllarımı vermeseydim" diye diye sızlanır gider.

    "Keşke"nin panzehiri "iyi ki"dir. İlki ne kadar pısırıksa, ikinci o denli yiğittir. "Keşke", çoğunlukla bir "ahhöla kopup gelir ciğerden... esefler, hayıflanmalar, yerinmeler sürükler peşinden... "İyi ki" ise, muzaffer bir "ohhöla buyur; cüretiyle övünür. "Keşke"li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın o ezik tuzu kuruluğu varsa, "iyi ki"lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin mağrur yaraları kanar. Okulu hiç kırmamışsınızdır, sinemada öpüşmemişsinizdir; dokundurtmamışsınızdır kendinize, bir kez olsun gemileri yakmamışsınızdır. Konuşmanız gerektiğinde susmuş, koşacağınız zaman durmuş, sarılacağınız yerde kopmuşsunuzdur. Bir insana, bir ise, bir davaya ömrünüzü adamışsınızdır. O insanin, o isin, o davanın, bunu hak etmediğini sezmenin hayal kırıklığındadır "keşke"... "Şimdiki aklım olsaydı" dövünmesindedir. Geriye dönüp baktığınızda, ayıplara, yasaklara, korkulara, tabulara feda edilmiş, "Ne derler"e kurban verilmiş,son kullanma tarihi geçmiş bir yığın haz, bilinçaltından el sallar. "Keşke"cilerin hayatı, kasvetli bir pişmanlıklar mezarlığıdır. "İyi ki" öyle mi ya!... Onda, yara bere içinde de olsa, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve haklı gururu haykırır. "İyi ki"lerinizi toplayın bugün ve "keşke"lerinizden çıkartın. Fazlaysa kardasınız demektir. Aldırmayın yüreğinizdeki kramplara, mahzun hatıralara... Rüzgarlarla koştunuz ya... "Keşke"leriniz, "iyi ki"lerden çoksa... Telafi için elinizi çabuk tutun. Tutun ki, yolunuzu gözlerken terk ettiğinizle bir gün yeniden karşılaştığınızda siz susarken, feri sönen gözleriniz "keşke" diye nemlenmesin...

    Seni Bugün Hiç Özlemedim

    ağlayan adam 

    Seni bugün hiç özlemedim. bugün seni sevdiğimi bile düşünmedim. bugün aklımdan öylesine geçerken hiç dolmadı gözlerim. ben bugün seni istemedim kollarımda,korkmadım ilk defa sensizliğe,beni sarmanı istemedim delice bugün.. ben bugün seni hiç sevmedim...
    biliyor musun beni aslında gelmek üzere sen terkettin... seni hep kabul edip sarmamı istedin,her med_cezirde deniz gibi seni karşılamamı bekledin ama bak ben bugün seni beklemedim.

    Ben şu bir avuç kalbimle dağ gibi aşkımı ayağının altına sermiştim. ben seni öylesine sevmemiş, ölesiye benimsemiştim. sen hep beni yerdin, hep sana dönerim diye boşverdin,ama bak ben bugün sana dönmedim.

    Canım bugün acımadı bebeğim,alıştım belkide sensizliğe, geçiverdi günler. önce zor geldi sonra alıştım sensizlik zorluğuna. şimdi dimdik ayaktayım, hep gücüm yok diye arardım seni ama bak ben bugün seni aramadım...
    Ellerimi ellerinde hisseder isyan ederdim,hani şu bizi bir türlü birlikte olmamıza izin vermeyen yanlızlık varya!!ona,ona hep ağlardım ellerin elimdeyken ve ben karanlık kutumda yanlızken... ben bugün ellerini hissetmedim,hissedemedim ve ben bugün hiç ağlamadım ağlayamadım...

    Gitme diye dualar ederdim her gece sen uyurken üstünü örterdi yüreğim... ama bugün senin için dua etmedim ve üstünü örtmedi yüreğim.. ve uykuya daldığımda rüyama girerdin sevgilim.. uykumda severdim seni ama bak bugün rüyama bile girmedin..
    Sen bugün bende bittin... ben bugün yeniden sensiz bir hayata hoşgeldim... sensizdim ama bugün bunu hiç önemsemedim...

    Her yeni güne uyandığımda her saniye,her an seni yeniden hep yeniden severdim. gözlerimin önüne gelirdi hayalin,bugün gelmedi... bugün sana gelmedim,seni aramadım,seni istemedim,seni hissetmedim ağlamadım ve ben bugün seni hiç sevmedim...