| | Üretsiz Blog oluştur

Bir Aşk Fenomeni

AŞKA DAİR HERŞEY, HEPSİ BURADA... "SENİ SEVİYORUM" DEMEYE DOYAMAYANLARA... YADA ÖZLEYENLERE, ÖZLENENLERE...

Adam Gibi

ağlayan adam

Ben seni hiç sevmedim ki

Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim

Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim

Birde yıldızları sevdim

Eylül akşamlarında gelip,

Gözlerinde tutulan.

Ben seni hiç sevmedim ki

Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim

Kurşunları sevdim beni vurduğunda

Ağlamayı sevdim unuttuğunda

Yalnız olduğumu anladığımda

Ayakta kalmamı sevdim

Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda

Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği

Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini

İkindide yağmur gibi

Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi

Ben seni hiç sevmedim ki

Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim

Menekşeyle konuşmanı

Nisan’a hatırlatmanı

Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını

Düştüğün zaman kanayan yaralarını

Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman

Sakız satan çocukları

Yeni çıkan şarkıları

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe

Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte

Ben seni hiç sevmedim ki

Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine

Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde

Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde

Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın

Ağlayan yüzünde İsa’nın

Ferahlatan gücüyle duanın

Korkutan yanıyla nar’ın

İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne

Gülün üstüne

Tutunduğum umudun üstüne

Korkunun üstüne

Hep senin üstüne, hep senin üstüne

Ben seni hiç sevmedim ki

Gittiğin zaman gitmeni sevdim

Evreni sevdim geldiğin zaman

Kalmanı sevdim

Korkuyordum sana alışmaktan

Yine de sevdim gülümsemeyi

Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından

Kırlara ilk kar düştüğü zaman

Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim

Seni içimde öldürdüğüm zaman

Ben seni hiç sevmedim ki

Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse

Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim

Birde yıldızları sevdim

Eylül akşamlarında gelip,

Gözlerinde tutulan.

Düştüğün zaman kanayan yaralarını

Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman

Sakız satan çocukları

Yeni çıkan şarkıları

Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim

Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe

Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte

Ben sevdim mi adam gibi severim

İbrahim Sadri

İnadına Aşk...

ask

Cebimde, 'üstü kalsın' dediğin

bir aşkın bahşişini taşıyorum,

yalnızlık cüzdanımda.

Vücudum, son sevişmemizden

yadigar kalan

zevk çığlıklarının sarhoşluğunda.

Bir kentin duvarlarına asılmış

kayıp ilanlarındaki yüzlere benzeyen,

garip aşk suretindeki yokluk halindeyim, boşluğunda.

Suya hasret kalmış,

solmuş bir sonbahar yaprağının

bedenime düşen izdüşümsel yansımasında…

Aşk ibresi hep yokluğa bakan

bir pusulaya inat,

yollara düşmüş bir aşkın dervişiyim.

Yoklukla var olan,

Şarapla hayat bulan,

Aşktan meşk alan!

düşler sokağında...

kadın

o bakışlar yok mu
gönül delen bakışlar..
eski bir aşk hikayesini anlatır gibi mahzun..
şarap gibi başdöndürücü..
hatta, baştan çıkarıcı
o kadar şevkatli ki
utanırsın, doyamazsın bakmaya
acınacak halde hissedersin kendini
ne yapacağını şaşırırsın
içine çekersin onu
gözlerin kapalı beklersin öylece
düşler sokağında için için ağlarsın
yalnızlıklarında..
bakmaya doyamadığın gözlerini düşler
hep özlersin..

Cemal Süreya Aşk

"İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde kazanması zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Her Gidiş Anlamlı Değildir!

idis

Asıl konu gitme sebebi değildir bana sorarsanız, önemli olan gitme şeklidir. Kazık çakmıyoruz ya dünyaya, ilişkiler de dünya gibi bazen dönmeye devam etmelidir.

Ben de sadece gidebilmeyi öğrenmek için çıktım bazı yolculuklara, nasıl gidildiğini öğrenmek de tecrübe gerektirir. Her acemi gibi, ilk başta yakıp yıkıyor insan ama sonra öğreniyor ki, gitmekten daha fazla canını yakar bırakılma şekli, geride kalanın.

Sevmeyi öğrenmek gerekir, aşkı, yalnızlığı, sessizliği öğrenmek gerekir. Okullar, notlar, karneler, tezler, hepsi sonunda para getirir ama hayatı öğretmez. Bir kalbi nasıl incitmeden gideceksin, bunu sadece yaşam okulu gösterir.

Hayat okulunu kimse birincilikle bitiremez çünkü bitmez. Ömür biter, bir ömrün içinde öğrenilmesi gerekenler tükenmez. İnsan olmak, erdem taşımak, gururlu olmak, sadece egoya ait değildir. Bu nitelikleri var saymak için; bitirmenin de, gitmenin de adabı bilinmelidir.

Her gidiş anlamlı değildir ve sadece kalanın acı çektiğini düşünmek yanılgıdır. Giden, ait olduğu yerden kopar. Kalanın kendini sakladığı, sığındığı limanı vardır. Anlatmaya çalıştığım gözyaşı ve acı bırakmakla ilgili değil. Ruhun çok derininde bir yerde, aslında giden daha büyük yara alır.

Hangi ayrılık güzeldir? Gidebilmeyi öğrenin ayrılığı! Her bitiş mutlaka sızlatır ama bazıları anılarda tebessüm bıraktırır. İşte, ancak o zaman gidebilmiş saymalı insan kendini, o zaman kadınlığına, adamlığına, insanlığına güvenip konuşabilmeli…

Nasıl gideceğini bilmiyorsan, nasıl kalman gerektiğini de bilmezsin. Döküp kırarsın etrafını, bulunduğun yeri acemiliğinle yıkarsın. O zaman “keşke gitse” diye düşünür karşındaki….

Her ayrılık, gitmek değildir ve aslında her gidiş de ayrılık sayılamaz. Gitmeyi bilmiyorsan, kalanlardansındır ama kaldığın yerde de barınamazsın çünkü artık o gönülde ancak sığıntısındır. Gün gelir, izin, sesin, nefesin bile fazla gelir. Resimlerini, sözlerini yırtıp atarlar. Gitmeyi öğrenmemişsen, nasıl yavaşça bittiğini görerek öğrenirsin.

Her gidiş anlamlı değildir ama öyle bir gitmelidir ki insan, kaldığı zamanlardan daha değerli anılabilmelidir…

Sevgili!

Şimdi aynaya bakıyorum ve gördüğüm sadece yorgun bir yüreğin yansıması. Zaman geçtikçe daha çok acıyor canım. Hepsi vakit sorunu biliyorum. Akrep ve yelkovan kol kola yürüdükçe dinecek sızım ama yol çok mu uzun, onu tahmin edemiyorum.

Hepsi bir saçma tartışmanın sonucu ve anlamak mümkün değil. Neden ayrıldık, neden şimdi başka kollarda bu kadar yabancılık çekerek savruluyoruz? Biz olmak için o kadar da uğraştıktan sonra üstelik…Ayrılık! Ne hüzünlü kelime, değil mi? Bu kadar sözcüğün arasında en çok neden bu yaralar ki kalbimi? En büyük derdim sen değilsin mutlaka ama bu sızı var ya, bu sızı çok acıtıyor yüreğimi.

Sayfalar dolusu şiir yazdım. Her şarkıda seni hatırlatacak bir cümle buldum. Sen kokuyor hala yastığım, çok sinir bozucu! Ne kadar kaçsam, o kadar yakalanıyorum.

İnsan ayrılığın o yakıcı karanlığında boğulurken, yıldızların parlaklığından da, güneşin cıvıldayan ışıklarından da, denizin huzurundan da tat alamıyor. Her şey hüzün rengine bürünüyor, her şey griye dönüyor.

İlk başlarda dostlar arıyorlardı. Dışarı çıkartmak için uğraşıyorlardı. Artık onlar da vazgeçti, telefonum hiç çalmıyor. Kapımı zaten bir sen açardın akşam saat sekizi vurunca, şimdi her şey sessizliğe büründü.

Bazen seninle konuşuyorum, acaba duyuyor musun? Elbette duyamıyorsundur ama en azından hissediyor musun? Adını sayıkladığımı, seni özlediğimi hissediyor musun?

Elim kaç kere telefona gitti, aramadım. Dayanıyorum! Ayrılığın onurunu kurtarmak için en azından, sana dair ne varsa uzak duruyorum.  Sadece anılarımıza sahip çıkıyorum. Onları korumak gerekiyor. Acaba sen de hatıraları cebinde saklıyor musun?

“Resimleri yak!” diyorlar, yakamam! Sadece sen olduğun için değil, geçmişimi yok sayamam. Bir dönemin izlerini kaybetmek, hayatımın o kısmını yaşanmamış saymakla eş değerdir. Yapamam!

Büyümüşüm! Bunu yeni yeni fark ediyorum. Ayrılmayı öğrenmişim. Zor iştir, bilir misin? İnsan nasıl ayrılacağını bilmiyorsa, ayrılığa bile sahip çıkmayı beceremiyorsa, hala yaşamayı öğrenememiş demektir.

Yaşamak dediğin büyük bir macera, nerede neyle karşılaşacağını bilemezsin. Hazırlıklı olacaksın! Sevmeyi, sevilmeyi, öfkeyi, nefreti, kavga etmeyi, saygıyı, dokunmayı, sevişmeyi, özlemeyi, paylaşmayı öğreneceksin. Bütün hepsini hakkıyla öğrenmek için, bir şeyi iliklerine kadar, ruhunu sarsacak kadar ağır yaşayacaksın; ayrılığı…..

Aşk Olsun!

Kal

Kazandığınız para hayatı idame ettirmeye yetmiyorsa, kör kütük aşık olmalısınız. Bu iki yoksa, en azından sizi zor zamanlarınızda destekleyen dostlarınız, en kötü ihtimalle kariyeriniz olmalı. Bütün hepsinden boynunuz bükük kaldıysa, aileniz öyle güzel ve sıcak olmalı ki, tüm boşlukları doldurmalı! İnsan işe, aşka, dosta tutunur. Hiçbirinin olmadığı bir hayat ise, katlanılmazdır.

Bazen ne neye lazım diye düşünürüm. Para mesela, barınma, yemek gibi sabit giderleri karşıladıktan sonra, sevdiklerinle güzel anlar paylaşmaya yaramalıdır. Parayı kullanarak hayatı daha keyifli kılamıyorsan, Karun kadar zengin olsan, ne fayda?

Sizin olamazsa olmazınız nedir bilemiyorum ama benimki sevgidir. Ben sevgisiz kalmayı, aç kalmayla eşdeğer tutuyorum. O da bir çeşit gıda benim için, olmazsa eksik kalırım.

Eğer seviyorsam, bütün dengelerim değişmeye başlar. Yaydığım enerji, dışarıdan rahatça algılanabilir. Gözlerim parıldar, havam değişir. İş yerimde daha üretken, daha organize olurum. Aileme, dostlarıma karşı daha anlayışlı ve sevecen davranırım. Kanımın akış hızı bile değişiyordur muhtemelen.

Ben sevgiyi damarlarımda bile hissetmeyi isterim. Bütün hücrelerime dağılsın, adımın harflerinde tınlasın isterim. Hani bazen çok susarsınız, içiniz yanar da, koca bir bardak suyu lıkır lıkır içer doymazsınız ya; işte sevgi öyle olmalıdır. Bir bardak hiç yetmemelidir.

Sevmenin de kriterleri var elbette; ben aklını kullanamayanları sevemem. Kendine yatırım yapamayan, gelişmeyen, değişmeyen insanlarla iletişim kuramam. Kendimde son derece katı ve köşeli yerler olduğunu bilsem de, malum balık burcuyum, bir şekilde kıvamını yakalarım. Yeter ki, dengem bozulmasın!

Seveceğim insan, gün gelip ayrılmak zorunda kalırsak, arkasından sövmeyeceğim kadar düzgün biri olmalıdır. Ayrılıklar yaşanır, buna sözüm yok. Hayat bu belli olmaz ancak aradan geçen zaman, sadece aşkın tükenmesini sağlamalı, insan olarak verdiğimiz değerin değil.

Aman boş verin! Ben yine taktım aşka, sevgiye fakat ne yapayım, hem işim bu, hem gücüm bu, hem gönlüm bu! Bazen gri, bazen kırmızı ama hep sevgiye döner yüzüm. Hayatı başka türlü nasıl yaşanır kılacağımı bilmem. Bana göre her derdin bir çaresi vardır, Allah yeter ki sağlığımıza zarar vermesin, geriye kalan her şey boş! Her gece nasılsa bir şekilde aydınlığa çıkar. Yeter ki, o ışığı görmemizi sağlayacak kadar aklımız ve ruhumuz güçlü olsun. Bana lazım olan güç, sevdada saklıdır. Her zorluğu aşarım, yeter ki aşk olsun!

Sana Ne Oldu Sevgili?

Her sabah aynı güne uyanmak nasıl bir duygudur, bilir misin? Kendini tekrar eden, takılmış bir plak gibi, hiç durmadan tekrar eden bir aşkın ortasında kaldım. Seninle çevrelenmiş, birbirini bozulmadan takip eden bu yaşam, beni öldürebilir!

Seni olduğun gibi kabul etmemi isteme, yapamam çünkü sen artık benim sevdiğim adam değilsin. Olduğun kişi bu değildi ki! Bir yaz gecesi gözlerinde kaybolup, uğruna bir ömür vermek istediğim adam sen değilsin!

Değiştin! İnsanlar değişir, biliyorum ama sen her geçen gün kötüye gittin. Şimdi durduğun ve kendini tekrarladığın yer, seni seven bir kalbi nasıl acıtır, tahmin bile edemezsin. Sana ne oldu sevgili? Ben hala on yıl önce aşık olduğum; kendinden emin, mağrur, kalbini yönlendirebilen, vicdan sahibi o adamı arıyorum sende.

Şimdi geldiğimiz noktada, bu ilişkiyi nasıl devam ettiririm? Ne yapsam olmuyor, emekler boşa gitmiş, yıllar geçmiş, elimde sonsuz bir boşluk tutuyorum.

Sende, sana ait ne kaldı? Bir inanç, bir kavram, bir renk, elle tutulur tek bir şey arıyorum. Sabah uyanıp yüzüne bakıyorum. Uzun uzun seyrediyorum, sanki yanımda bir yabancı yatıyor. Ruhu değişince insanın demek yüzüne de vuruyor.

En kötüsü ne biliyor musun? Renklerin kayboldu sevgili, bir tek siyaha çalan koyu bir griden öte değilsin artık. Ne acı! Öyle yavaş ve sinsice değiştin ki, fark edemedim. Yazık bana! Yazık ki, olacakları göremedim.

Aklımı kurcalayan ise, bunların neden olduğu, neden buralara geldin? Nerede hata yaptın, yaptım, yaptık? Hangi yol yanlıştı da, biz bilmeden saptık? Madem bunca zaman beraber yürüdük, tek başına suçlu olamazsın? Ben neden olanları sezip, müdahale etmedim?

Gözlerine bakıyorum, hiç tanımadığım bir şehre bakar gibiyim. İçinde bir tek aşina sokak, bir bildik rüzgar yok. Ben şimdi senin hangi caddene kanıp da yürüyeyim?

Kendine çarpıyorsun sevgili, rüyalarında, dalgınlıklarında, eski kendine çarpıyorsun. Ne zaman geçmişten bir yere uzansa sözlerin, kaçıyorsun. Kolay değil elbette, kimse kendiyle yüzleşmekten mutluluk duymaz. Oysa bunu en çok sen yapmalısın. Bizim için, sevgimiz için, aşk için…

Ben gidiyorum. Yabancı bir adamın kollarında uyumak, senmiş gibi dursa da, ihanettir bana göre. Olur da bir resmin içinde bulursan bir gün ikimizi, tanıdık bir koku, bir cümle düşerse aklına ve yeni halini inkar etmeden hazır olursan değişime, nerde olduğumu bilirsin. Gel, al beni o vakit! Ama hala aklım almıyor, sana ne oldu sevgili?

Sensizlik Şehrine Taşındım!

Aşk

Kuşlara yakın bir ev kiralayıp, içine sadakatten koltuklar yaptırdım. Özlemini yorgan gibi her gece örtüyorum. Gidişinle dağılmıştı yuvam, şimdi her şeye baştan başladım, dantel gibi yaşamımı örüyorum.

Bilmediğim duygularla tanıştım. Yan komşularım acı, keder ve anılar. Akşamları balkonda kahve içiyoruz hasretinle, bir sen yoksun, bir de boşuna kurulmuş hayaller. Yeni evimin duvarları hüzün rengi, mutfağımda kavanozlara dizili duruyor gözyaşlarım.
Yine de her şey o kadar gamlı değil. En azından oturduğum sokağın adı umut! Bu sokakta ümitsizce oturmak benim bahtsızlığım olsa da, kaderle kavga etmiyorum. İki bayram arası aşk olmaz diye, iki yağmur arasını bekliyorum. Gerçi bu takvim yapraklarının sakinliği ömrümü yiyor ama olsun, sabrediyorum.
İçimden bir ses diyor ki, şu yeni mahallede apansız karşılaşacağız bir gün. Sen de yakınlarda bir yere taşınacaksın elbette! Bu eski şehrin evleri hep kiralık. Korkarım ben de sokak olacağım buralarda bir yere. Adım hayal kırıklığı olacak. Tesadüf bu ya, senin camın hep bana bakacak.
Sesli sevişmelerden, mırıldanılan kavgalara dönüştüğümde gitmeliydim aslında. Geç kalınmış bir okul gününe gider gibi hazırlanıp, yeniden sevecek gücüm varken taşınmalıydım sevdadan. Geç kaldım! Olsun, buna da alışıyor insan. Zaten kim destan yazabildi ki, Leyle ile Mecnun’dan sonra?
Bu evin şaşırtıcı manzaraları var. Cinnetle cinayet arasında gelip giderken aklım, pencereden bakıp, Cezayir menekşeleri gördüm bir akşamüstü. Vazgeçtiklerimi hatırladım. Sana vuruldum yeniden, bir daha aşka karşı boynum bükük, sustum.
Sabah kahvesinden sonra, fal kapattım. Kim bakacaksa? Yalnızlığım açtı fincanı. İçim kabarmış ama yakında geçecekmiş. Sonra telvenin ortasında bir göz varmış, gözü çıksın her kimse diye geçirdim içimden. Bir de üç vakte kadar kapımı uzun boylu bir aşk çalacakmış ama gel gör ki, o sırada ben evde olmayacakmışım. Falım bile kısmetsiz yani!
Yüzümü değiştirsem diyorum. Burnumu küçültüp, dudaklarımı büyütsem, ruhum da güzelleşir mi? Hayallere yasak yok nasılsa, koluma da bir hınzır sevda bulutu takarım. Sonra benden keyiflisi olmaz dünyada.
Aklımın kıvrımlarına girmişsin, kalbimin tamamında resmin var. Ne yapsam olmuyor. Kaçtığım, saklandığım kadar sana düşüyorum. Sensizlik şehrinde ben, hangi semte taşınsam mutlu olamıyorum. Bu ayrılık ne acı bir duygu, insan kendini ne kadar yoksul hissediyor? Yine de bir ışık var çünkü ben aşk manzaralı umut sokağında oturuyorum…

Aşk

EDWARD-BELLA-RENESMEE

Aşk yeniden
Akdenizin tuzu gibi
Aşk yeniden
Rüzgârlı bir akşam vakti
Aşk yeniden
Karanlıkta bir gül açarken

Aşk yeniden
Ürperen sahiller gibi
Aşk yeniden
Kumsalların deliliği
Aşk yeniden
Bir masal gibi gülümserken

Gözlerim doluyor
Aşkımın şiddetinden
Ağlamak istiyorum
Yıldızlar tutuşurken
Gecelerin şehvetinden
Kendimden taşıyorum

Aşk yeniden
Bitti artık bu son derken
Aşk yeniden
Aynı sularda yüzerken
Aşk yeniden
Rüya gibi bir yaz geçerken...

Murathan Mungan